SALGIN KISITINDA DİJİTAL ÇALIŞMA ZİYARETİ

SALGIN KISITINDA DİJİTAL ÇALIŞMA ZİYARETİ

Kültürlerarası Diyalog Programı kapsamında düzenlenen faaliyetlerin önemli bir bölümü de Yunus Emre Enstitüsü ve Avrupa Birliği Milli Kültürel Enstitüler Ağı (EUNIC) arasındaki iş birliğini güçlendirmeyi hedefliyor. Bunlardan bir tanesi de COVID 19 salgını öncesinde fiziksel olarak planmış olsa da salgının getirdiği seyahat kısıtlamalarından dolayı dijital ortama taşınan çalışma ziyaretleri idi.

Çalışma ziyaretlerinin en önemli özelliği benzer alanlarda farklı ülkelerde faaliyet gösteren kurum ve kurum çalışanları arasında bilgi, deneyim ve fikir alışverişine imkan tanıması. Kültürlerarası Diyalog Programı kapsamında gerçekleştirilen dijital çalışma ziyareti ise kurumların çalışma ortamında birebir gözlem imkanı sunamasa da, bilgi, deneyim ve fikir alışverişinde bulunabilme bakımından önemli ve kalıcı bir imkan sağladı.

Dijital çalışma ziyareti programı geliştirilirken bilgi ve fikir akışının sağlanacağı kurumlar belirlendi. Seyahat kısıtından dolayı, kurum temsilcileri ile bulundukları ülkelerde video röportajlar gerçekleştirildi. Bu video röportajlar daha sonra Yunus Emre Enstitüsü çalışanları ile paylaşıldı. Farklı kurumlardan farklı deneyimlerin aktarıldığı video röportajlara, tüm Enstitü çalışanları, oluşturulan eğitim portalı üzerinden dilediği zaman erişebiliyor olacak.

Dijital çalışma ziyaretinde hangi kurumlar yer aldı, bu kurumlar hangi alanlarda faaliyet gösteriyor ve kurum temsilcileri neler paylaştı?

Ziyaretin ilk ayağında, Yunus Emre Enstitüsünün de ortak üye olarak birlikte çalıştığı ve iş birliklerini güçlendirmeyi hedeflediği EUNIC Global vardı. Katılımcılar, Brüksel’de bulunan EUNIC Global Direktörü Gitte Zshoch ve EUNIC tarafından hayata geçirilen Avrupa Kültür Alanları Projesi yöneticisi Robert Kieft ile yapılan video röportajlarla bu oluşumun çalışma dinamikleri ve hayata geçirdiği projeleri yakından tanıdı.

 

EUNIC Nedir?

Avrupa Birliği’nin 27 üye ülkesinden 36 üyesi bulunan EUNIC – European Union National Institutes for Culture- Birliğin kültürel alanda önemli bir iş birliği ağıdır. 150 ülkede ofisi bulunan EUNIC üyeleri, sanat, lisan eğitimi, gençlik, eğitim, bilim, toplumsal çalışmalar, kültürlerarası diyalog ve kalkınma alanında farklı çalışmalar yürütür. Yerel düzeyde, şehir, bölge ve ülke olarak 100 farklı kümede toplanan EUNIC üyeleri proje ve programlar etrafında ortak çalışırken AB’nin hem Birlik içinde hem de farklı diğer ülkelerle ilişkilerinde kültürün önemine dikkat çeken faaliyetlerde bulunur.

EUNIC’in Brüksel’de bulunan ve 2012 yılında kurulmuş olan Merkez ofisi EUNIC Global, tüm dünyaya yayılmış bu kümelerin çalışmalarına destek olur. Ortak olarak yürütülen çalışmaların hayata geçirilmesi ve Avrupa ile kültürel ilişkilerin yaygınlaştırılmasının yanı sıra bu ağda yer alan kişiler arasındaki bilgi ve deneyim paylaşımına da zemin hazırlar.

 

EUNIC Global Direktörü Gitte Zshoch, dijital çalışma ziyaretine katılanlara yapılan çalışmalar ve ana stratejiler hakkında bilgi verirken, aynı zamanda bu ağın Avrupa Birliği ve küresel stratejileriyle bağlantısına da değindi. Zshoch röportajında çalışmalara dair şunları dile getirdi:

“Ağımız, Avrupa Birliği üye ülkeleri tarafından resmi olarak görevlendirilmiş kuruluşlardan oluşuyor. Sahada kültürel ilişkiler ile ilgili çalışmalarımızı yürütürken AB’yi stratejik bir ortak olarak görüyoruz. Bir örnek vermek gerekirse, şu anda uyguladığımız büyük projelerden birinin adı European Spaces of Culture – Avrupa Kültür Alanı.  Yurtdışında, AB’nin dışında kültürel ilişkilerin yürütülmesinde yeni yollar bulunmasını içeriyor. Yerel partnerler, EUNIC ve AB delegasyonları birlikte projeler gerçekleştiriyor. “

Öte yanda dünya çapında Birliğin kültürel iş birliklerine destek olurken benimsedikleri prensipleri ise Zshoc şu sözleriyle tanımladı:

“Çalışmalarımız, kültürel ilişkiler prensiplerine dayanıyor, yani değer temelli bir yaklaşımımız var. Karşılıklı birbirini dinleme ve birbirinden öğrenme ilkesini benimsiyoruz.  Faaliyetlerimizi yerel ihtiyaçlara dayandırıyoruz. Yani bir ülkede faaliyet gösterirken diyelim Japonya veya Zimbabve ya da Güney Afrika, bu ülkelerdeki kültür sektörüne, açık alanlara, trendlere bakıyoruz. Bu ülkelerdeki diğer ortaklarla, diğer sanat ve eğitim kuruluşlarıyla birlikte çalışabilir miyiz diye bakıyoruz. Fikir şu değil, “filmin gücüne inanıyoruz, birlikte bir film projesi yapalım” demiyoruz. Birlikte oturup, o ülkelerdeki aktörlerle beraber ne yapabileceğimizi belirliyoruz. Bu çok verimli olabilecek yöntem, birlikte çalışıp, ortak geliştirmeye ve ortak yaratmaya dayanıyor.”

Röportajında Gitte Zshoch ayrıca EUNIC ağı üyesi kültür enstitüleri ile Yunus Emre Enstitüsü arasındaki iş birliği ve ortak çalışmaların önünde hiçbir prosedürel engel bulunmadığına dikkat çekerken, yerel kümler aracılığıyla bu iş birliklerini güçlendirilebileceğini de sözlerine ekledi.

 

Avrupa Kültür Alanları Projesi yöneticisi Robert Kieft ile yapılan röportaj ise bu inisiyatif ve altında destelene pilot projelere dair bilgilendirme içeriyordu.

Kieft, Avrupa Kültür Alanlarını şu sözleriyle tanıttı:

“Avrupa Kültür Alanları, Avrupa Parlamentosunun bir hazırlık eylemi. Yani, Avrupa Parlamentosunun yeni politika ve strateji fikirlerini, örneğin gelecek finansman programlarını değerlendirmek üzere belirli faaliyetleri, belirli iş birliklerini test etmek için geliştirdiği bir inisiyatif. Projeyi başlangıç aşamasında iki yıllık bir süre için uygulama görevi EUNIC Global’a verildi. Proje, bir tarafta Avrupa aktörleri diğer tarafta da özellikle AB dışındaki ülkelerin yerel kültür aktörleri arasında yeni ortaklıkların yeni çalışma yollarının denenmesini amaçlıyor. Bu noktada yalnızca proje uygulamak, projeleri test etmek, bu tür şeylerin nasıl yapıldığına bakmıyoruz, ayrıca iş birliği konularını da test etmek istiyoruz.  Farklı aktörlerin nasıl birlikte çalışabileceğine yönelik çeşitli somut yollar belirlemek istiyoruz. Proje, Avrupa kurumlarına, Avrupa Parlamentosuna, Avrupa Komisyonuna politika tavsiyeleri sunacak ve geleceğe yönelik politika diyaloğunu besleyecek diye planlıyoruz.”

Avrupa Kültür Alanları kapsamında 6 pilot proje yürütülüyor. Kieft bu projeler hakkında da bilgi paylaştı:

“Batı Afrika Benin’de bir projemiz var. Altı Batı Afrika ülkesi, FabLab dediğimiz yaratıcı alanlarda birlikte çalışıyor. Altı farklı ülke bir araya gelerek kültürel projeleri, kültürel etkinlikleri, rezidansları, sergileri birlikte yaratıyorlar.  Hızla kentleşen bir alanda, Batı Afrika’daki başkentlerde uygulanıyor.

Diğer bir proje Etiyopya’da gerçekleştiriliyor. Tibeb Be Adebabay olarak adlandırılan proje, bir sokak festivali, modern sanat festivali. Burada insanlar sokaklara iniyor, sokak sanatı alanında birlikte çalışıyor ve bu şekilde yerel Etiyopyalı sanatçılara bir platform sunulmuş oluyor.  

Diğer bir proje ise orta Amerika’daki üç ülkede, El Salvador, Honduras ve Guetamala’da uygulanıyor. Bu, temelde bir gezici tiyatro projesi.  Üç ülkeden tiyatro kumpanyaları yeni tiyatro performansları, oyunlar için birlikte çalışıyor. Birlikte, bu farklı ülkelerde performans sahneliyor.

Diğer bir proje Moğolistan’da yürüyor: Nogoonbaatar Eko Sanat Festivali. Bu proje, hava kirliliğinin etkilerine ve bununla mücadeleye sanat ve kültürün sunabileceği katkılara yönelik bir açık hava kültür festivali.

Sri Lanka’da iki projemiz daha var. Colomboscope festivali önümüzdeki yılın başında düzenlenecek. Buna yönelik hazırlık çalışmaları yürütülüyor, rezidanslar sunuluyor, sanat eserleri birlikte yaratılıyor.  Sri Lankalı sanatçılar ve Asyalı sanatçılar, Avrupalı sanatçılarla bir araya gelerek sanat üretiyor.  

Son olarak, ABD’de The Grid projesi var. Bu, sanat sektörünün teknoloji sektörü ile ve politika yapıcılarla etkileşim kurduğu bir proje. Teknolojik inovasyonun toplum üzerinde yarattığı etkiler tartışılıyor. Sanat ve kültürün bu tür bir tartışmaya nasıl katkı sağladığı, dijital inovasyondan doğan etik sorular değerlendiriliyor.”

Kieft röportajında ayrıca salgın döneminde bu projelerin etkinliklerini yeniden tasarlamak zorunda kaldığı ve birçok faaliyeti dijital ortama taşıdığını da dile getirdi.

 

Dijital çalışma ziyaretinin bir sonraki durağı, daha iyi bir anlatımla konuğu Avrupa Komisyonu Komşuluklar ve Genişleme Genel Müdürlüğü idi. Kısa adıyla DG-NEAR olarak anılan Genel Müdürlüğün Strateji ve Türkiye Birim Başkanı Bernard Brunet’in ev sahipliğinde, kültürel çalışmalar ve Avrupa Komisyonu yaklaşımlarına yönelik bir video röportaj izlenildi.

 

Avrupa Birliği Komisyonu, Komşuluk ve Genişleme Genel Müdürlüğü yani DG-Near, Avrupa Birliği genişleme politikası ve Birliğin doğu ve güney komşularından sorumlu. Aynı zamanda, Avrupa Ekonomik Topluluğu ile Avrupa Serbest Ticaret Birliği üye ülkeleriyle ilişkilerden de yine DG-Near sorumlu.

Avrupa’nın doğu ve güney komşularına yönelik yardım faaliyetlerini de yöneten Genel Müdürlük reform ve demokratikleşme desteği sunuyor, Avrupa genelinde refah, istikrar ve güvenliğin sağlanmasına destek oluyor. Bu bölgede AB değerleri, politikaları ve önceliklerinin benimsenmesine destek olurken komşu ülkelerle ilişkilerin geliştirilmesine katkı sağlıyor. Aynı zamanda aday ve aday-adayı ülkeleri Avrupa Birliği Sözleşmesinde tanımlanan kriterleri karşılaması yönünde destekliyor, ilerleme süreçlerini takip ediyor ve Konsey talebi üzerine müzakerelere dahil oluyor. Bu bağlamda da Birliğin genişleme bölgesi ülkelerine yapılan mali desteğini yönetiyor.

 

Bernard Brunet ile Brüksel’de gerçekleştirilen röportajda, aday bir ülkenin kültür kurumları ve kültür işletmelerinin Birliğin kültür sanat politikalarına ve programlarına ne derece dahil olabileceği konusunda önemli ifadelere yer verdi:

“Türkiye’den, tıpkı diğer aday ülkeler gibi, AB’nin kültür ve sanat alanındaki müktesebatına ve mevzuatına uymasını bekliyoruz. Bu da AB’nin kültürel çeşitliliğini, kültürel mirasını ve kültürel özgürlüğünü korumak anlamına geliyor. Bunlar, Avrupa Birliği için çok önemli temeller.

Bunun yanı sıra, tabii ki, Türkiye’nin kültür ve sanat için oluşturulan AB programlarına katılmasını da bekliyoruz.”

Brunet, röportajında Birliğin önemli bir programı olan Creative Culture yani Yaratıcı Kültür Programı ve Türkiye’nin katılımıyla ilgili yorumlarına da yer verdi:

“Yaratıcı Kültür Programı, tüm AB üye ülkelerinin faydalandığı iki bileşenli önemli bir program. İlk bileşeni medya, filmler ve işitsel-görsel sektörlerle ilgiliyken, ikinci bileşen de sanatın daha çok kültürel yönleriyle ilgili.  Kültür ve yaratıcı sektörler AB için çok önemli. 8 milyondan fazla kişi bu sektörde çalışıyor ve özellikle gençler için yüksek nitelikli iş sağlıyor. Türkiye, eskiden bu programa katılıyordu ama birkaç yıl önce bu programdan çekildi. Türkiye’nin, önümüzdeki yıl, 2021’de başlayacak Creative Europe programına katılacağını düşünüyor ve bekliyoruz. Bu iş birliğimizin temel bir unsuru ve umuyoruz ki Türkiye Yaratıcı Kültür programına yeniden katılacaktır. Şu anda, AB üye ülkeleri bu programın son ayrıntılarını müzakere ediyor ve ardından Türkiye gibi aday ülkelerin de bu programa katılabilmeleri için kendileri ile görüşmeler başlayacak.”

Brunet, Kültürlerarası Diyalog programına ilişkin görüşlerini ise şu şekilde ifade etti:

“Bu program, tüm aday ülkelerin faydalandığı AB fonu olan AB Katılım Öncesi Yardım Aracı tarafından finanse ediliyordu. Özellikle, AB Üye Devletleri ve AB kuruluşları ile Türkiye’den sivil toplum kuruluşları ve kültür dünyasından kuruluşlar arasındaki kültürlerarası diyaloğu desteklemeyi amaçlıyordu. Bu program, 2014 AB bütçesinden finanse ediliyordu. Yakında sona erecek. Tabii, belirttiğim gibi, kültür ve yaratıcı sektörler Avrupa Komisyonu için 2021 itibariyle başlayacak önümüzdeki dönemde de önemli olmaya devam edecek. Umuyoruz ki, Türkiye’den sivil toplum kuruluşları ve kültür kuruluşları için de AB finansmanından faydalanacakları yeni bir fırsat olur.”

 

Dijital çalışma ziyaretinde video röportajlar aracılığıyla deneyim ve görüşlerini paylaşan bir diğer konuk ise Brüksel’de bulunan Benelüks Fin Kültür Enstitüsü Proje Yöneticilerinden Malin Bergström idi.

1993 yılında kurulan Benelüks Fin Kültür Enstitüsü faaliyet coğrafyası Belçika, Hollanda ve Lüxemburg’u kapsıyor ve Finlandiya’nın tüm dünyaya yayılan 17 kültür ve bilim enstitülerinden biri. Finlandiya Eğitim ve Kültür Bakanlığı ile farklı kamu ve özel sektör fonlarıyla kurulan Enstitü bağımsız ve kar amacı gütmüyor. Enstitünün ana amacı Benelüks ülkeleri ve Finlandiya arasındaki kültürel ilişkiler ve bu ilişkilerin kalıcı iş birliklerine dönüşmesi.

Enstitü sanatçılara ve kuruluşlara görüş alışverişi, yeni projeler ve yeni iş birlikleri için alan ve olanaklar sunuyor. Enstitü görsel sanatlar, performans sanatları, edebiyat, tasarım ve sinema gibi birçok alanı kapsayan geniş kültürel yelpazede faaliyetlere dahil oluyor.

 

Malin Bergström, Fin kültür merkezlerinin çalışma dinamiklerine ilişkin önemli bilgiler paylaştı:

“Fin Kültür Enstitüsü, dünya çapındaki 17 Fin Kültür Enstitüsünden biri. Hepsinin kendi ayrı yönetim kurulları var ve farklı stratejileri ve amaçları bulunuyor. Bizim amacımız, Benelüks bölgesi ve Finlandiya arasında özellikle sanat sektöründeki iş birliklerini desteklemek ve teşvik etmek. Finansmanımız Finlandiya Eğitim ve Kültür Bakanlığından geliyor.  Yılda bir defa fon için başvuruda bulunuyoruz. Yani, yıllık bazlı bir finansman ile çalışıyoruz. Projelerin yanı sıra, özel vakıflardan da fon almak için başvuruda bulunuyoruz.”

Bergström, kültürlerarası diyaloğa verdikleri önemi ve çalışmalarına nasıl entegre ettiklerine dair ise şu açıklamalar da bulundu:

“Kültürlerarası diyalog, tüm çalışmalarımızın merkezinde yer alıyor. Programlarımızın tümüyle Finlandiya ve Belçika, Lüksemburg veya Hollanda arasında ilişki kuruluyor. Bunu ya faal olduğumuz diğer bölgelerden farklı insanları çeşitli ülkelere getirerek yapıyoruz, örneğin bir sanat etkinliğimiz varsa Finlandiya’dan kendi sanatçılarımızı buraya getiriyoruz, ya da Finlandiya’da bir sanat etkinliği varsa buradan insanları da o etkinliğe götürebiliyoruz. Bunun yanı sıra bize gelip bu geliş-gidişleri kendileri de önerebiliyorlar. Yani her zaman bizim küratörlüğümüzde olmuyor, faal olduğumuz tüm bölgelerden çeşitli sanatçıların bu önerilerine de açığız.”

Bergström Ensitünün önemli bir fon mekanizması olan TelepART Hareketlilik Destek Platformu hakkında da deneyimlerini Yunus Emre Enstitüsü çalışanlarına aktardı:

“TelepART Hareketlilik Destek Platformu aslında 2016 yılında bizim Enstitümüzün başlattığı bir inisiyatifti.  Ya Benelüks bölgesinden ya da Finlandiya’dan sanatçıları, bizim faaliyet bölgemizdeki diğer yerlere seyahat edebilmeleri için teşvik etmeyi ve finanse etmeyi amaçlıyor. Başvuru temelli bir platform ve finansman kapsamında seyahat ve konaklama masrafları ile malzemelerin nakledilmesine yönelik olası bazı giderler yer alıyor. Şu anda performans sanatları için geçerli. Yani bu kapsamda müzik, tiyatro, performans ve sirkler yer alıyor.

Bizim uygulamamızda en fazla 20 bin avroluk bir hibeye başvurulabiliyor ve hangi projelerin hibe alabileceğine karar verilmesine yönelik kendi iç değerlendirmemizin yanı sıra Music Finland gibi diğer kuruluşlardan uzmanlar da başvuru sürecinden geçen her başvuruyu inceliyor. Yani yalnızca Enstitü tarafından karar verilmiyor, aynı zamanda Finlandiya’daki bu meslek kuruluşlarından aldığımız geri bildirim doğrultusunda da karar alınıyor.

TelepART’ın ana hedefi özellikle genç ve yeni sanatçıların uluslararası hale gelmelerine, uluslararası performans sergileyebilmelerine yardımcı olmak ve bu sayede uluslararası ağlar kurmak ve geliştirmek. Fon programı daha fazla sanatçıya Finlandiya sınırlarını aşma ve görülebilme fırsatı sunarken diğer ülkelerdeki sanatçılara da Finlandiya’ya gelme olanağı tanınıyor.”

 

Culture Action Europe – Avrupa Kültür Hareketi, İletişim ve Topluluk Direktörü Natalie Giorgadze dijital çalışma ziyaretinde deneyim ve birikimlerini paylaşan bir diğer konuk oldu.

Culture Action Europe – Avrupa Kültür Hareketi 1994 yılında Avrupa Sanat ve Kültürel Miras Forumu adıyla kuruldu. Ağların ağı konumunda faaliyet gösteren Forum Avrupa’da kültürel aktörler ile AB politika yapıcılar arasındaki diyaloğun ve bilgi alışverişinin sürekliliğinin sağlanmasını amaçlıyordu.

2008 yılında adını Avrupa Kültür Hareketi olarak değiştiren Forum üye profilini çeşitlendirirken, kamuya ve özel sektöre açıldı. Bu değişim Hareketin misyonu ve savunuculuk politikalarına da yansıdı. Benimsedikleri yeni stratejik yaklaşımın odağındaysa herkesin sanata erişim ve kültürel faaliyetlere eşit katılıma yönelik temel hakları yer aldı. Daha uyumlu ve birleşen bir Avrupa için temel güç olan sanat ve kültüre kamu yatırımına yönelik savunuculuk faaliyetlerine devam ediyor.

Bugün Avrupa Kültür Hareketi, sanatçılar, aktivistler, akademisyenler ve politika yapıcılar için AB’nin sanat ve kültür politikaları hakkında bilgi almak için ilk durağı olan Avrupa’nın en büyük kültür ağı. Sektörler arası tek ağ olma özelliğine sahip Hareket, performans sanatlarından edebiyata, görsel sanatlardan tasarım ve disiplinler arası sanata, toplum merkezlerinden aktivistlere birçok kültürel pratiği bünyesinde bir araya getiriyor.

 

Farklı ülkelerden farklı kuruluşlar arasındaki ortaklıkları içeren çeşitli programları ve projeleri destekleyen Avrupa Kültür Hareketi İletişim ve Topluluk Direktörü Natalie Giorgadze röportajında başarılı ortaklıkların arakasında yatan temel unsurları değerlendirdi:

“Bir ağ olarak, bağlantılar ve ortaklıklar oluşturmak günlük çalışmamızın odağında yer alıyor.

Üyelerimizi birbirleriyle ilişkilendirmek, üyelerimizin ilgi alanlarını ilişkilendirmek, aralarındaki paylaşımı ve ortak iş birliğini kolaylaştırmak üzere bazı farklı adımlar geliştirdik.

En iyi ortaklık için en önemli unsur ne? Bence, tabii, ortak bir ilgi alanı olmalı veya sıklıkla gördüğümüz, güçlüklere çözüm bulmak için iş birliği yapmak üzere insanları bir araya getiren ortak bir sorun olmalı. Tabii paylaşım anlarını yaşamak, birlikte olmak, topluluk oluşturmak ve aynı ağa veya aynı aileye ait olma hissini oluşturmak, değerleri ve vizyonu paylaşmak önemli. Şimdi, salgın nedeniyle yüz yüze buluşamadığımız için biraz daha zor hale geldi. Yüz yüze görüşmeler, bir ağ olarak çalışmalarımız için çok önemli tabii, ama dijital teknolojiler aynı hissi yaratmak üzere alternatifler sunuyor. Ama yakın zamanda birbirimizi görmeye, birlikte yaratmaya ve bağ kurmaya, topluluk hissini oluşturmaya geri dönebileceğimizi umuyoruz.”

Giorgadze, henüz Türkiye’den herhangi bir üyesi bulunmayan Hareket’in iş birliği sınırlarına dair ise şu açıklamalara yer verdi:

“Üyeliğimizi, Avrupa Birliği’nin ötesinde genişletmeyi istiyoruz. Üyelerimizin çoğu Türkiye’den ortaklarla çalışıyor veya Türkiye’de ya da Avrupa Birliği dışında projeler yürütüyor. Kültürel ilişkilerden, uluslararası kültürel diplomasiden bahsediyoruz, bu açıdan doğrudan ortaklıklar ve projeler yaratmak ve Avrupa Birliği dışından üyelerimiz olması bizim çalışmalarımız için de son derece önemli.

Avrupa Kültür Hareketi ile Türkiye’deki kültür sektörü arasında herhangi bir iş birliği fırsatı olabilir mi, bunu görmek üzere de sizlerle konuşuyor olmaktan da çok mutluyuz. Ancak şunu söyleyebilirim, kültürel politikaların ve kültürel stratejilerin geliştirilmesi ile ilgili Pilot Şehirler adlı bir proje yürütüyoruz. Kentler için en iyi kültürel politikaları ve stratejileri birlikte tasarlamak amacıyla Avrupa’dan farklı kentleri bir araya getiriyor ve uzmanlarla, danışmanlarla, kent yönetimleriyle ve kültür sektörüyle birlikte çalışıyoruz.

İzmir pilot şehirlerden biri ve onlarla iş birliği yapmaktan çok mutluyuz. Şimdilik Türkiye ile tek bağımız bu. Ama yine, gelecekteki olası iş birliği olanaklarını heyecanla bekliyoruz.”

 

 

Dijital çalışma ziyaretinin bir sonraki bölümünde ise, Yunus Emre Enstitüsü çalışanları, EUNIC yetkilileriyle bir webinar toplantısında bir araya gelerek iş birliği olanaklarını değerlendirecek.